DOLAR

47,3822$% 0.07

EURO

53,8851% 0.04

STERLİN

63,0314£% 0.12

GRAM ALTIN

6.141,45%-1,04

ÇEYREK ALTIN

10.050,00%-0,93

TAM ALTIN

40.015,00%-0,98

a

100 Bin Abone Plaketi Ücretsiz Ama Gümrük Masrafları Cep Yakıyor

100 Bin Abone Plaketi Ücretsiz Ama Gümrük Masrafları Cep Yakıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ücretsiz Gönderilen 100 Bin Abone Plaketi, Gümrük Masraflarıyla Gündemde

Platformların 100 bin aboneye ulaşan içerik üreticilerine ücretsiz olarak gönderdiği başarı plaketi, Türkiye’deki gümrük işlemleri nedeniyle ek maliyetlerle gündeme geliyor. Vekâletname, evrak hazırlığı ve kargo ücretleri, plaketi teslim alacak kişilerin karşılaştığı masraflar arasında yer alıyor.

Dijital içerik platformlarında 100 bin abone barajını aşan yayıncılar, başarılarını simgeleyen özel bir plaket almaya hak kazanıyor. Platform tarafından herhangi bir ücret talep edilmeden gönderilen bu ödül, Türkiye’ye ulaştığında gümrük işlemlerine tabi tutulabiliyor.

İçerik üreticilerinin paylaştığı bilgilere göre, plaketin teslim alınabilmesi için gümrük işlemlerinin tamamlanması gerekiyor. Bu süreçte noter aracılığıyla vekâletname düzenlenmesi, istenen belgelerin hazırlanması ve ilgili evrakların kargo yoluyla gönderilmesi talep edilebiliyor.

Edinilen bilgilere göre yalnızca vekâletname işlemi yaklaşık 2.000 TL tutarında bir maliyet oluştururken, belgelerin gönderimi için de yaklaşık 300 TL kargo ücreti ödenebiliyor. Böylece ücretsiz gönderilen başarı plaketi, ek prosedürler nedeniyle kullanıcılar açısından beklenmedik bir masraf kalemine dönüşebiliyor.

Konu, sosyal medyada da içerik üreticileri arasında tartışma yaratmış durumda. Bazı kullanıcılar, başarı ödülünün ücretsiz olmasına rağmen teslim sürecinde ortaya çıkan masrafların gözden geçirilmesi gerektiğini savunurken, bazıları ise bu ücretlerin platformdan değil, ithalat ve gümrük uygulamalarından kaynaklandığına dikkat çekiyor.

Uzmanlar, yurt dışından bireysel olarak gönderilen ödül ve benzeri ürünlerde uygulanacak gümrük prosedürlerinin, gönderinin niteliğine ve yürürlükteki mevzuata göre değişebileceğini belirtiyor. Bu nedenle benzer bir plaket almaya hak kazanan içerik üreticilerinin, gönderi Türkiye’ye ulaşmadan önce kargo firması ve gümrük süreci hakkında bilgi edinmeleri öneriliyor.

Devamını Oku

Yıldızların Altında

Yıldızların Altında
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yıldızların Altında

Gecenin üçü, Ankara’nın ayazı odanın camlarına vururken, masanın üzerindeki tek ışık kaynağı emektar katot tüplü monitörün titrek parıltısıydı. Bilgisayar mühendisi Kemal, gözlerini ovuşturarak ekrandaki yeşil terminal yazılarına baktı. Yıllardır üzerinde çalıştığı, eski internet protokollerini ve kaybolmuş dijital kimlikleri arşivleyen “Protokol Mezarlığı” projesinde sona gelmişti. Ancak bu gece, kodların arasında gezinirken tesadüfen çok eski bir BBS sunucusuna ait gömülü bir yedek dizini keşfetmişti.

Yedek dosyasının adı basitti: yildizlar_altinda_1998.bak

Kemal’in kalbi hızla çarpmaya başladı. 1990’ların sonu, üniversite yılları, ilk gençlik heyecanları… Ve o dönem hayatının merkezinde olan, ancak hayatın hırçın dalgaları arasında izini kaybettiği Leyla. Birlikte kurdukları o küçük chat odası, paylaştıkları tracker müzikleri, gecelerce süren IRC sohbetleri bir film şeridi gibi gözünün önünden geçti.

Parmakları klavyenin üzerinde tanıdık bir ritimle hareket etti. Dosyayı açtı, eski bir metin tabanlı arayüzü emüle etti. Karşısına çıkan ilk şey, Leyla’nın o dönem kullandığı takma adla bırakılmış bir günlük girdisi oldu:

“Eğer bir gün bu sunucu kapanırsa, eğer birbirimizi bulamazsak, bil ki Kemal… Ben hep aynı frekanstayım. Sadece gürültü çoğaldı.”

Kemal derin bir nefes aldı. İçindeki o eski, tanıdık sızı yeniden uyanmıştı. Modern dünyanın getirdiği o hissiz, minimalist, ruhsuz arayüzlerden sonra, bu pikselli ve samimi dünya ona adeta çölde bir vaha gibi geldi. Masasının kenarında duran, üzerine elle “Gece Şarkıları – 1999” yazılmış eski kaseti eline aldı. Onu teybe yerleştirdi ve “Play” tuşuna bastı. Manyetik bandın o hafif cızırtısıyla birlikte odayı hüzünlü bir tracker melodisi doldurdu.

Ertesi gün Kemal, Altındağ’daki küçük teknik servis dükkanında işlerine odaklanmakta zorlanıyordu. Önündeki bilgisayar parçaları, lehim havyasının kokusu, tamir edilmeyi bekleyen eski cihazlar… Her şey ona o eski yılları hatırlatıyordu. O dönemler her şey daha gerçekçiydi; dostluklar, aşklar, mektuplar ve hatta dijital dünya bile bir emek mahsulüydü.

Akşama doğru dükkanın kapısı çaldı. İçeriye giren kadın, elinde eski bir dizüstü bilgisayar tutuyordu. Kemal başını kaldırdı ve bir an için zaman durdu. Gözlerine inanamadı. Gelen Leyla’ydı. Yıllar yüzünde ince çizgiler bırakmıştı ama bakışlarındaki o hüzünlü derinlik hiç değişmemişti.

“Kemal?” dedi Leyla, şaşkınlıkla karışık bir fısıltıyla. “Burası senin dükkanın mı?”

“Leyla…” Kemal ayağa kalktı, elleri titriyordu. “Yıllar oldu. Seni buralarda göreceğimi hiç tahmin etmezdim.”

Leyla, elindeki bilgisayarı masaya bıraktı. “İçindeki eski fotoğrafları ve müzikleri kurtarmak istiyordum. Birkaç yere götürdüm, ‘bu antika artık çalışmaz’ dediler. Sonra burayı önerdiler. Bilmiyordum senin olduğunu.”

Kemal bilgisayara baktı. Üzerinde hala eski Windows 98 logosunun solmuş bir çıkartması vardı. “Ben hallederim,” dedi Kemal, sesi buğulanarak. “Bilirsin, ben eski olan hiçbir şeyi arkada bırakamam.”

İki eski dost, dükkanın arkasındaki küçük çay ocağında saatlerce oturdular. Geçmişten, kayıplardan, hayatın onları nasıl savurduğundan konuştular. Leyla evlenmiş, ayrılmıştı; Kemal ise kendini tamamen işine ve dijital arşivine adamıştı. Ama ikisinin de içinde doldurulamamış büyük bir boşluk vardı. O gece, dükkanın kepenklerini indirdiklerinde, aralarındaki o eski köprünün aslında hiç yıkılmadığını, sadece üzerini yılların tozunun kapladığını fark ettiler.

Kemal o gece hiç uyumadı. Leyla’nın getirdiği bilgisayarın sabit diskini söktü, özel veri kurtarma cihazlarına bağladı. Disk ağır hasar görmüştü, okuyucu kafa her döndüğünde adeta can çekişen bir canlının çığlıklarını çıkarıyordu. Ama Kemal pes etmedi. Sektör sektör, bayt bayt geçmişi kazıdı.

Sabaha karşı saat dörtte, verilerin %90’ını kurtarmayı başarmıştı. Kurtarılan dosyaların arasında bir klasör dikkatini çekti: Kemal_Icin.

Klasörün içinde, Leyla’nın o yıllarda Impulse Tracker programıyla Kemal için bestelediği ama ona hiç dinletemediği bir müzik dosyası ve bir metin belgesi vardı. Metin belgesini açtı:

“Bu satırları okuduğunda muhtemelen çok zaman geçmiş olacak. Sana karşı olan hislerimi hiçbir zaman tam olarak söyleyemedim. Hep bir şeylerin doğru zamanını bekledim ama hayat zamanı elimizden aldı. Eğer bir gün bu bilgisayar susarsa ve sen bu dosyayı bulursan, bil ki kalbimin analog tarafı hep seninle kaldı.”

Kemal gözyaşlarını tutamadı. Gözyaşları, klavyenin üzerindeki tuşların arasına süzüldü. Hemen kendi geliştirdiği BBS sistemine girdi, Leyla’nın 1998’deki kullanıcı adını aktif hale getirdi ve o eski chat odasını yeniden canlandırdı. Kurtardığı tracker müziğini de sistemin giriş melodisi yaptı.

Ertesi gün Leyla dükkana geldiğinde, Kemal ona hiçbir şey söylemeden bir kulaklık uzattı ve ekrandaki terminal arayüzünü gösterdi. Leyla kulaklığı taktı. Kulaklıktan yükselen o eski, 8-bitlik hüzünlü melodi odada yankılanırken, ekranda yeşil harflerle şu yazı belirdi:

Hoş geldin Leyla. Frekans sağlandı. Sistem artık çevrimiçi.

Leyla kulaklığı çıkardı, Kemal’e baktı. Gözleri parlıyordu. Artık kelimelere gerek yoktu. Dijital dünyanın soğukluğunda kaybolan iki ruh, eski bir bilgisayarın sıcaklığında, kendi kurdukları o zamansız dünyada yeniden bir araya gelmişti. Geçmiş, geleceğe atılan en sağlam dikiş olmuştu.

Bir hafta sonra, dükkanın arka odasında iki kişi eski bir bilgisayarın başında oturuyordu. Ekranın yeşil ışığı yüzlerine vuruyor, odada tracker melodileri yankılanıyordu. Kemal, Leyla’ya BBS sisteminin nasıl çalıştığını anlatıyor, eski komutları hatırlatıyordu.

“Bak, burada ‘/join #yildizlar’ yazarsan, o eski odaya girersin,” dedi Kemal, parmaklarıyla tuşlara dokunarak.

Leyla gülümsedi. “Hala aynı komut mu? Yirmi yıl olmuş, hiçbir şey değişmemiş.”

“Bazı şeyler değişmemeli zaten,” dedi Kemal, gözlerini ekrandan ayırmadan.

O gece geç saatlere kadar sohbet ettiler. Leyla, Kemal’e hayatında neler olduğunu anlattı. Bir kızı olduğunu, onun da şimdi üniversite sınavına hazırlandığını söyledi. Kemal ise yıllardır sürdürdüğü arşivleme projesinden, kaybolan dijital kültürü koruma tutkusundan bahsetti.

“Sen hep böyleydin,” dedi Leyla. “Geçmişe sahip çıkan, unutulmaya yüz tutmuş şeyleri kurtaran… Ne kadar değiştiğini sanıyordum ama aslında hiç değişmemişsin.”

“Değişmeyen tek şey belki de sendin,” dedi Kemal sessizce.

Leyla bir an sustu. Sonra elini Kemal’in elinin üzerine koydu. “Ben de seni çok özlemişim,” dedi fısıltıyla.

Sabaha karşı, güneş doğarken, iki eski dost bilgisayarın başında uyuyakaldı. Ekranda hala o eski chat odası açıktı, imleç bekliyordu. Ve o sabah, yıllar sonra ilk kez, Kemal kendini tamamlanmış hissetti.

Bir ay sonra, Kemal dükkanın vitrinine yeni bir tabela astı: “Dijital Arşiv & Anı Kurtarma – 1998’den Beri Hizmetinizde”. İçeride ise her şey değişmişti. Dükkanın arka odası, eski BBS sistemine bağlı birkaç terminalle donatılmıştı. Leyla ise haftada üç gün geliyor, Kemal’e yardım ediyordu.

Bir akşam, işler bittiğinde Leyla elinde bir kasetle geldi.

“Bunu sana daha önce vermeliydim,” dedi. “Ama hep korktum. Şimdi ise zamanı geldi.”

Kemal kaseti aldı. Üzerinde “Leyla’dan Kemal’e – 1999” yazıyordu. Teybe yerleştirdi ve play tuşuna bastı. Odayı daha önce duymadığı, çok daha duygusal bir melodi doldurdu. Bu, Leyla’nın o yıllarda bestelediği ama hiç paylaşmadığı ana parçaydı.

Melodinin sonunda, Leyla’nın genç sesi duyuldu:

“Kemal… Bunu belki hiç dinleyemeyeceksin ama umarım bir gün dinlersin. Seni seviyorum. Hep sevdim. Ve hep seveceğim. Hiçbir kod, hiçbir protokol bunu değiştiremez.”

Kemal kaseti durdurdu. Gözleri dolmuştu. Leyla’ya döndü.

“Ben de seni seviyorum,” dedi. “Ama bunu sana söyleyebilmek için yirmi yıl beklemek zorunda kaldım.”

Leyla güldü, gözleri yaşlıydı. “Geç olsun, güç olmasın.”

O gece, dükkanın kapıları kapalıydı ama içerideki iki insan için yeni bir başlangıç vardı. Eski bilgisayarın ekranında, terminale yazılmış bir mesaj yanıp sönüyordu:

yildizlar_altinda_1998.bak -> yeniden_baslangic_2026.bak

Analog kalpler, dijital bir dünyada yeniden atmaya başlamıştı. Ve bu sefer, hiçbir sunucu kapanmayacaktı.

Oğuzhan Öcal

 

Devamını Oku

Tekser TR-UV15 15W

Tekser TR-UV15 15W
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TEKSER TR-UV15 15W Ultra Yüksek Güçlü Dual Bant El Telsizi, yüksek çıkış gücü, geniş frekans desteği ve gelişmiş saha özellikleriyle profesyonel ve amatör telsiz kullanıcıları için tasarlanmış güçlü bir VHF/UHF el telsizi modelidir. 136-174 MHz ve 400-480 MHz frekans aralığında çalışabilen cihaz, dual bant yapısı sayesinde farklı haberleşme ihtiyaçlarına esnek şekilde uyum sağlar. 15W çıkış gücü, zorlu arazi koşullarında ve geniş kapsama ihtiyacı olan kullanımlarda yüksek sinyal performansı sunar.

Gerçek çift alıcı yapısı ile V+V, U+U ve V+U modlarında aynı anda iki farklı frekans hattını takip edebilen TR-UV15, özellikle saha görevleri, doğa aktiviteleri, amatör telsiz kullanımı, arama-kurtarma ve operasyonel haberleşme ihtiyaçları için gelişmiş bir çözüm sunar. Çapraz Bant Tekrarlayıcı, yani Cross-Band Repeater özelliği sayesinde farklı bantlar arasında sinyal aktarımı yaparak taşınabilir röle benzeri bir kullanım imkanı sağlar.

2.4 inç renkli TFT ekranı, Türkçe menü desteği, AI destekli gürültü engelleme, GPS, APRS, NOAA hava durumu kanalları, AM hava bandı alıcısı ve dahili spektrum analizörü gibi özellikleriyle TEKSER TR-UV15, standart el telsizlerinin ötesinde gelişmiş bir kullanıcı deneyimi sunar. Type-C batarya şarj desteği, frekans kopyalama özelliği, Bluetooth donanımı desteği ve geniş 1000 kanal kapasitesi ile yüksek performanslı dual band telsiz arayan kullanıcılar için güçlü bir seçenektir.

Öne çıkan özellikler

  • 136-174 / 400-480 MHz VHF/UHF frekans aralığı
  • 108-136 MHz AM hava bandı alıcısı
  • 15W ultra yüksek çıkış gücü
  • Dual bant kullanım desteği
  • Gerçek çift alıcı yapısı
  • V+V, U+U ve V+U çalışma modları
  • 1000 kanal kapasitesi
  • 2.4 inç renkli TFT ekran
  • Türkçe menü desteği
  • Çapraz bant tekrarlayıcı özelliği
  • AI destekli gürültü engelleme
  • GPS ve harita desteği
  • APRS desteği
  • NOAA hava durumu kanalları
  • Dahili spektrum analizörü
  • Tek tuşla frekans kopyalama
  • Type-C batarya şarj desteği
  • Bluetooth donanımı desteği
  • DTMF, 2 Ton / 5 Ton, CTCSS / DCS desteği

Teknik özellikler

  • Frekans aralığı: 136-174 / 400-480 MHz
  • AM alıcı: 108-136 MHz
  • Kanal kapasitesi: 1000 kanal
  • Çıkış gücü: 15W
  • Çalışma voltajı: 11.1V DC
  • Çalışma sıcaklığı: -10°C ile +50°C arası
  • Alıcı hassasiyeti: ≤0.2 uV
  • Kanal seçiciliği: ≥65 dB
  • İntermodülasyon: ≥55 dB
  • Ses gücü: >500 mW
  • Frekans kararlılığı: 5 ppm
  • Modülasyon türü: FM
  • Maksimum frekans sapması: ≤±5 KHz
  • Ağırlık: 156 gram

Paket içeriği

  • TR-UV15 el telsizi ana gövde
  • Yüksek kapasiteli batarya
  • 2 adet yüksek kazançlı anten
  • Masaüstü şarj cihazı
  • AC/DC şarj adaptörü
  • Type-C şarj kablosu
  • Kemer klipsi

 

Ayrıntılı bilgi tekser elektronik sitesi

Devamını Oku

Gökyüzü Ağırdı

Gökyüzü Ağırdı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gökyüzü o gün olması gerekenden daha ağırdı. Sanki bulutlar sadece su değil, hatıra da taşıyordu.

Kasabanın en eski sokağında yürüyen Eren, cebindeki küçük anahtarı avucunda çevirip duruyordu. Bu anahtarın neyi açtığını bilmiyordu; sadece büyükbabasının ölümünden sonra, eski bir defterin arasından düşmüştü. Defterin tek sayfasında ise tek bir cümle vardı:

“Kapı her zaman aynı yerde değildir.”

Eren bunu önce bir bilmece sandı. Sonra bir uyarı. Ama şimdi, bu dar ve sessiz sokakta yürürken, bunun bir davet olduğunu hissetmeye başlamışt

Sokağın sonunda, daha önce hiç fark etmediği bir kapı duruyordu. Ne bir evin parçasıydı ne de bir dükkânın. Duvara sonradan iliştirilmiş gibi, tek başına, koyu yeşil bir kapı. Üzerinde ne zil vardı ne de numara.

Eren durdu. Kalbi, adımlarından daha hızlı atıyordu.

“Kapı her zaman aynı yerde değildir,” diye mırıldandı.

Anahtarı çıkardı. Elinin titrediğini fark etti ama durmadı. Anahtarı kilide soktuğunda, sanki kapı onu bekliyormuş gibi yumuşak bir sesle açıldı.

İçerisi karanlıktı. Ama karanlık, korkutucu değil, derin bir sessizlik gibiydi.

Adım attı.

Bir anda çocukluğunun evindeydi.

Eski koltuk, duvardaki çatlak, pencerenin kenarındaki o kırık saksı… Hepsi yerli yerindeydi. Ama evde kimse yoktu. Sadece duvar saatinin tik takları yankılanıyordu.

Eren yavaşça ilerledi. Salonun ortasında durduğunda, bir şey fark etti: Saatin sesi dışarıdan gelmiyordu. İçinden geliyordu.

Kalbinden.

Bir anda odanın köşesinde bir gölge hareket etti. Eren irkildi. Gölge yavaşça şekil aldı. Tanıdı.

Büyükbabası.

Ama gençti. Eren’in hatırladığı yaşlı hali değil; gözleri parlak, yüzü daha canlıydı.

“Geç kaldın,” dedi büyükbabası.

Eren’in boğazı kurudu. “Burası… gerçek mi?”

Büyükbabası gülümsedi. “Gerçek dediğin şey, hatırladıkların kadar vardır.”

Eren bir adım yaklaştı. “Bu anahtar… neden bana geldi?”

Büyükbabası elini uzattı, ama dokunmadı. “Çünkü bazı kapılar sadece kaybedenlere açılır. Ve bazı şeyleri kaybetmeden bulamazsın.”

O an Eren, yıllardır içinde taşıdığı boşluğu hissetti. Ama bu kez acıtmıyordu. Sanki bir şey yerine oturuyordu.

“Burada kalabilir miyim?” diye sordu, sesi neredeyse fısıltıydı.

Büyükbabası başını salladı. “Kimse aynı kapıdan iki kez geçemez.”

O anda saat durdu.

Her şey sessizleşti.

Eren gözlerini kapadı.

Ve tekrar açtığında, sokağın ortasındaydı.

Kapı yoktu.

Elinde anahtar da yoktu.

Ama bu kez cebinde bir şey vardı.

Küçük, eski bir not:

“Bazı kapılar kapanmaz. Sadece içimize taşınır.”

Eren başını kaldırdı. Gökyüzü hâlâ ağırdı. Ama artık altında yürümek daha kolaydı.

Oğuzhan Öcal

Devamını Oku

Dışişleri Bakanlığı’ndan 1915 olaylarına ilişkin açıklama: Ortak Tarih Komisyonu çağrısı!

Dışişleri Bakanlığı’ndan 1915 olaylarına ilişkin açıklama: Ortak Tarih Komisyonu çağrısı!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, bazı ülkelerin yetkililerinin 1915 olaylarına ilişkin son açıklamalarına yanıt verdi. Yapılan değerlendirmede, söz konusu iddiaların siyasi zeminden uzak tutulması gerektiği vurgulanırken, konunun bilimsel ve tarafsız bir şekilde ele alınmasının önemine dikkat çekildi.

Bakanlık açıklamasında, Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi bugün de şeffaf bir yaklaşım benimsediği belirtilerek, arşivlerin araştırmacılara açık olduğu ve olayların objektif biçimde incelenmesi için “Ortak Tarih Komisyonu” kurulması yönündeki çağrının halen geçerliliğini koruduğu ifade edildi.

Öte yandan açıklamada, Güney Kafkasya’da son dönemde oluşan diyalog ve normalleşme sürecine de dikkat çekildi. Bölgenin bir çatışma alanı yerine iş birliği ve istikrar merkezi haline gelmesinin, geçmiş üzerinden gerilim üretmeye çalışan yaklaşımlara güçlü bir yanıt olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, bazı üçüncü ülke siyasetçilerinin 1915 olaylarını iç politika malzemesi haline getirdiği ve bu yaklaşımın yapıcı diyalog ortamına zarar verdiği belirtildi. Türkiye’nin ise yüzyıllara dayanan birlikte yaşama kültürüne atıf yaparak, konunun adil ve ortak bir tarih anlayışıyla ele alınması gerektiği görüşünü sürdürdüğü kaydedildi.

Son olarak, iyi niyetli tüm taraflara çağrıda bulunularak, tarih üzerinden ayrışma değil, ortak hafıza ve uzlaşı inşasına katkı sağlayacak adımların desteklenmesi istendi.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz. deneme bonusu veren siteler deneme bonusu verabetgiris.co