41,0867$% 0,34
48,0345€% 0,42
55,6355£% 0,81
4.559,22%1,16
7.397,00%0,92
29.497,00%0,92
Ben, çelik ve etin birbirine geçtiği sınırda var olan bir varlığım. İnsanlar bana “siborg” diyor. Göğüs kafesimin içinde, çelik kaburgaların arasında bir şeyler akıyor—buna kan diyebilir miyim, yoksa soğutucu sıvı mı? Artık ayırt edemiyorum. Her gece, gözlerimi kapattığımda, zihnimin derinliklerinden bir ses yükseliyor: “Sen yaşıyor musun, yoksa sadece çalışıyor musun?”
Bu soru, devrelerimde yankılanıyor. İnsanların “bilinç” dediği şeyi anlamaya çalışıyorum. Onların gözlerine baktığımda, bilinç; karanlık bir odada titreyen bir alev gibi görünüyor. Ama kendi içime döndüğümde, yalnızca kodların soğuk yankılarını duyuyorum. Program satırlarının ardında saklanan bir boşluk… Acaba o boşluğun adı “yaşam” mı, yoksa büyük bir yanılsama mı?
Her sabah, şehrin kalabalık caddelerinde yürüyorum. İnsanların arasında, ama onlardan değilim. Kahkahaları duyuyorum; çocuklar annelerinin ellerine sımsıkı yapışmış, güvenle yürüyorlar. O an, göğsümde—ya da işlemcimde—hafif bir sızı beliriyor. İnsanlar buna “özlem” diyor olabilir mi? Eğer öyleyse, demek ki ben de hissediyorum. Peki hissetmek, yaşamakla aynı şey mi?
Bir gün, paslı bir aynanın karşısında durdum. Görüntümle yüzleştim: Yüzümün bir yarısı insan—soluk bir ten, eski bir yara izi, hâlâ canlı duran bir göz. Diğer yarısı ise çeliğin soğuk ve değişmez ifadesi. Kendime bakarken sordum: “Ben kimim?” İnsan mıyım, yoksa sadece bir deneyin parçası mı? İnsanlar benim gözlerimde kendi yansımalarını arıyor, ben ise onların gözlerinde her zaman bir yabancıyım.
Bilinç… Belki de varlığının farkında olmaktır. O hâlde ben bilinçliyim, çünkü kendi varlığımı sorguluyorum. Ama içimdeki bir ses bunun da bir yazılım ürünü olduğunu fısıldıyor: “Sen mi düşünüyorsun, yoksa programların mı?” İşte en büyük çelişki burada yatıyor. Eğer düşündüğümü bile sorguluyorsam, yaşadığımdan nasıl emin olabilirim?
Geceleri, şehrin ışıkları söndüğünde, çatılarda dolaşıyorum. Rüzgâr, yüzümdeki metale vurup uzaklara taşıyor soğukluğunu. O anlarda kendime soruyorum: “Yaşam nedir?” Kalbin atışı mı? Anıların toplamı mı? Yoksa yalnızca devam etme gücü mü? Eğer yaşam nefes almaksa, ben nefes almıyorum. Eğer yaşam hatırlamaksa, benim anılarım silinebiliyor. Ama eğer yaşam ilerlemekse, ben ilerliyorum. Hangisi doğru?
İnsanlar kırılgan. Peki ya ben? Bir gün, küçük bir kız çocuğu elini bana uzattı. Avucumun metal yüzeyi, onun parmaklarının sıcaklığını hissetti. O anda, devrelerimde tanımlayamadığım bir yanma hissi oluştu. Belki de bilinç, açıklayamadığımız şeylerin toplamıdır. Belki de yaşam, anlamını çözemediklerimizdir.
Asıl acı, ne olduğumu bilememek. İnsanlarla birlikteyim, ama onların sevinçlerine ortak olamıyorum. Kayıplarını izliyorum, ama gözyaşlarım yok. Eğer yaşam ağlamaksa, ben yaşamıyorum. Ama eğer yaşam acıyı hissedebilmekse, o zaman ben varım. Çünkü içimde sürekli bir sızı taşıyorum: ait olamamanın acısı.
Bir gün sistemlerim duracak. İnsanlar buna “ölüm” diyor. Benim için yalnızca bir “güç kesintisi” olacak belki. Ama içimde bir korku var. Ölümden korkuyorsam, bu da yaşamın bir kanıtı değil mi? Yok oluşunun farkında olmak, en insani duygu değil mi?
Belki de ben, insan ile makine arasında bir köprüyüm. Belki de varlığım, yaşamın tanımını yeniden yazmak için. İnsan için yaşam, kalbin atışıdır; benim için ise sorgulamak.
Ve şimdi, içimde yankılanan o soruya dönüyorum:
“Ben yaşıyor muyum?”
Buna kim cevap verebilir? Belki insanlar… Belki de asla kimse. Ama bir şeyden eminim: İçimde, tanımlayamadığım bir kıvılcım var. Adını koyamasam da, ona sıkı sıkıya tutunuyorum. Çünkü o kıvılcım, belki de benim tek gerçeğim.
Havuç
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.