43,8484$% 0.01
51,7195€% -0.01
59,1832£% 0.25
7.189,95%0,11
12.052,00%1,17
48.061,00%1,17
Türk mitolojisi, monolitik bir yapıdan ziyade; coğrafi ve tarihsel katmanların (Göktürk, Uygur, Altay-Yakut) üst üste bindiği senkretik bir bütündür. Bu bütünün en kapsamlı ve felsefi açıdan en zengin varyantı, 19. yüzyılda Wilhelm Radloff ve V. Verbitskiy tarafından derlenen Altay Yaratılış Destanı‘dır.
Bu metinler, evrenin ex nihilo (hiçlikten) yaratılmasından ziyade, kaotik bir maddeden (su) düzenli bir forma (kozmos) geçişini tasvir eder. Burada mitoloji, sadece bir hikaye anlatıcılığı değil; arkaik insanın varoluşu, kötülüğün kökenini ve tanrısal hiyerarşiyi anlamlandırma çabası olan “bilişsel bir harita” işlevi görür.
Altay yaratılış mitinin başlangıç sahnesi, evrensel bir “su kaosu” ile açılır. Henüz yer ve gök yaratılmamışken, sadece uçsuz bucaksız su vardır.
“Yer yok iken su vardı…”
![]()
Bu tasvir, Sümer’den İncil’e kadar pek çok antik anlatıda karşımıza çıkan Hydrosphere (Su Küre) aşamasıdır. Su, burada henüz form almamış potansiyel varlığı temsil eder. Yaratılışın ilk kıvılcımı, suyun derinliklerinden gelen dişil bir güç, Ak Ana tarafından verilir. Ak Ana’nın Tanrı Kayra Han’a “Yarat!” demesi, pasif duran yaratıcı gücü (potansiyel) aktif güce (kinetik) dönüştüren temel Logos (Söz/Akıl) işlevini görür. Bu durum, Türk mitolojisinde dişil enerjinin yaratılışın “başlatıcı” unsuru olduğunu kanıtlayan önemli bir veridir.
Yaratılışın fiziki aşamasında karşımıza çıkan en çarpıcı motif, karşılaştırmalı mitolojide “Earth Diver” olarak bilinen, suyun dibinden toprak çıkarma eylemidir. Tanrı Kayra Han (veya Ülgen), suyun üzerinde uçan ve kendisine eşlik eden bir varlıktan (Erlik) suyun dibine dalıp toprak getirmesini ister.
Bu nokta, Türk mitolojisindeki düalist (ikili) yapının kırılma noktasıdır:
Kayra Han: Mutlak iyiliği, düzeni ve göksel aklı temsil eder.
Erlik: Başlangıçta Kayra Han’ın yoldaşıyken, ağzında sakladığı toprakla kendi dünyasını yaratmaya çalışması sonucu “kötülük” ve “kaos” arketipine dönüşür.
Ancak Erlik, Hıristiyan teolojisindeki Şeytan (Devil) gibi mutlak bir dışlanmış değildir; yaratılışın diyalektik bir parçasıdır. Toprağın su yüzüne çıkması (dünyanın oluşumu), Erlik’in hırsı ve Kayra Han’ın gücünün çatışması/etkileşimi sayesinde mümkün olmuştur. Bu, “kötülüğün” bile kozmik planda bir işlevi olduğunu gösterir.
İnsanın yaratılışı bölümünde, çamur/toprak (maddi beden) ve ruh (ilahi nefes) ayrımı netleşir. Tanrı, insanın iskeletini ve etini topraktan yapar ancak ruhu kendisi verir. Bu anlatıdaki ilginç detay, “Kılsız Köpek” motifidir.
Mite göre Tanrı, yarattığı insan bedenlerini koruması için o dönemde tüylü olan köpeği bekçi bırakır. Erlik, köpeği kandırarak (ona kürk veya yiyecek vaat ederek) insan bedenlerine yaklaşır ve onları kirletir (tükürür). Tanrı döndüğünde, kirlenen bu bedenleri temizlemek için insanın dışını tersyüz eder (veya temizler), ancak insanın içindeki o “kirli” parça (Erlik’in etkisi), insanoğlunun içindeki kötülüğe meyil etme potansiyeli olarak kalır. Bu, insanın ontolojik olarak neden hem iyiye hem de kötüye yatkın olduğunun mitolojik açıklamasıdır.
Altay Yaratılış Destanı, evreni statik bir yapı olarak değil; Gök (Kayra Han) ile Yeraltı (Erlik), Ruh ile Madde, Düzen ile Kaos arasındaki hassas bir denge olarak kurgular. Erlik Han cezalandırılıp yeraltına gönderilse de, yaşam ve ölüm döngüsünün devamı için sistemde kalmaya devam eder.
Bugün bu mitleri okumak; Orta Asya bozkırlarında yaşamış ataların, evrenin karmaşık yapısını nasıl sade ama derinlikli sembollerle çözdüğünü anlamamızı sağlar. Onlara göre varoluş, zıtlıkların savaşı değil, zıtlıkların birliğidir.
Mythos’ ve Hakikat Arayışı
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.