UNUTMA SANATI (Bölüm VI)
Orhan, evin loş ışıklı salonunda, Irina’nın bıraktığı profesyonel pansuman malzemelerini yaymış, kendi kendini tedavi etmeye çalışıyordu. Yüzünde hafif bir burukluk vardı. “Kurşun sıyırdı geçti,” diye mırıldandı, “ama o kurşun çok pistir. Mikrop kapabilir.”
Elindeki alkol şişesini Anya’ya uzattı. “Yaranın üzerine yavaşça dök,” dedi, sesi bastırılmış bir acıyla gergin.
Anya’nın elleri titriyordu. Şişeyi alıp, içindeki berrak sıvıyı Orhan’ın kolundaki derin ve kanlı yarığın üzerine dökmeye başladı. Sıvı yarayla buluştuğunda, Orhan’ın dudakları sıkıldı ve boğuk, cılız bir inilti sesi odada yankılandı.
Anya, hemen irkildi. “Acıdı mı?” diye sordu, sesi istemsizce yükselmişti.
Orhan, bir an için sessiz kaldı. Dişlerini sıkmıştı. Sonra, “Yarayı dikmek lazım,” dedi, nefesi biraz hızlı çıkıyordu. “Ama sağ kolum… ben dikemeyebilirim. Sen yapar mısın?”
Anya, gözleri faltaşı gibi açılmış bir halde, “Hayır!” diye yüksek sesle bağırdı. “Yapamam! Anna’yı çağıralım mı?”
“Uyuyordur o şimdi,” diye karşılık verdi Orhan, sesi yorgun.
Ama Anya dinlemedi bile. Panik içinde kapıya fırlayıp aşağıya, Anna’nın dairesine koştu. Kapıyı deli gibi çalmaya başladı. “Anna! Anna!”
Kapı açıldı. Anna, üzerinde ince bir gece elbisesi, gözleri uyku mahmurluğu içinde belirdi. “Ne oldu?” diye sordu, endişeyle.
“Orhan’ın… Orhan’ın yardımına ihtiyacı var!” diye kekeledi Anya, elleri hâlâ titriyordu.
Anna, hiç tereddüt etmeden, üzerini bile değiştirmeden, Anya’nın peşinden yukarı koştu.
Salona girdiklerinde, Orhan’ı üst tarafı çıplak, koltuğa yaslanmış halde buldular. Vücudu, eski savaşların ve kayıpların hikayesini anlatan sayısız yara iziyle doluydu. Anna, ilk başta sadece yaraya odaklandı, ama sonra Orhan’ın çıplak gövdesini görünce istemsizce dudaklarını ısırdı. Yüzü hafifçe kızardı.
“Ne oldu size?” diye sordu, sesi korku ve şaşkınlıkla titreyerek.
Orhan, hafifçe sırıtarak, “Yok, ufak bir sıyrık diyeceğim ama değilmiş,” dedi. “Yarayı dikebilir misin?”
Sonra ilerdeki dolabı işaret etti. “İçinde yeşil bir kutu var. Onu al.”
Anna dolaba yöneldi. Yeşil kutu, askeriye malı, içi son derece profesyonel malzemelerle dolu bir ilk yardım çantasıydı. Dolabın içinde, özel kuvvetlere özgü, kamuflaj desenli bir üniforma asılıydı, ama Anna bunu önemsemedi. Kutuyu alıp Orhan’ın yanına döndü.
Kutuyu açtı. İçinde dikiş seti, morfin ampulleri ve her türlü acil tıbbi malzeme vardı. Morfin iğnesini hazırlamaya başladığında, Orhan başını iki yana salladı.
“Hayır,” dedi kesin bir tavırla. “Gerek yok. Sen direkt dik.”
Anna, biraz tereddüt etti ama Orhan’ın kararlı bakışlarına dayanamadı. Orhan’ın yönlendirmesiyle, ellerini titretmeden, özenle yarayı dikmeye başladı. İğne, deriye her girdiğinde, Orhan’ın kasları geriliyor ama en ufak bir ses çıkarmıyordu. Anya, karşılarında, olan biteni endişeyle izliyor, yüreği ağzında atıyordu.
Dikiş ve pansuman bittikten sonra, Orhan derin bir nefes aldı. Yüzü solgundu ama gözlerinde bir rahatlama vardı. Anya’ya döndü.
“Hadi, bize bir kahve yap da içelim,” dedi, sesi biraz daha yumuşamıştı.
Anya, “Şu arkadaşının gönderdiği Etiyopya kahvesinden mi?” diye sordu.
——– SON ———–
Devamı Yakında Kitapçılarda Buraya kadar okudu iseniz. Lütfen Yorum yapınız.